4 Eylül 2012 Salı

Yunanistan'dan taneler...



Yunanistan ilk yurt dışı tecrübem bu yüzden büyük bir heyecanla başladı. Sanırsam kültürler arası yolculuğum yumuşak bir geçişle başlasın istedim. Çünkü söylenenler ve tabiki yakın komşumuz olmasından ötürü kültürümüzün ve yaşayış tarzımızın ve yemeklerimizin benzeştiği bilgisine sahiptim. Yemeği seven biri olarak değişik yemeklere karşı ilgim olsada ülkemde bile yeni şeyler denemeye hep çekinmişimdir bu yüzden de dediğim gibi yumuşak bir geçiş şart :)

İlk durağımız Kavala Krinides butik otel tarzı Lydia Hotel küçük ve şirin. Saat 20,30 gibi ayrıldığımız İstanbul'dan tam 7,5 saat sonra varıyoruz hotele. Tabi Tekirdağ Ozcanlar da güzel bir köfte molası vermeyi de ihmal etmiyoruz. Gün gecenin 4'ü neyseki hotel sahibi anlayışlı ve direk kartlarımızı vererek bizi uykuya gönderiyor. Sıcak bir başlangıç... Sabahında tatlı bir kahvaltı bizi bekliyor, tuzlu olarak bir parça börek var ve o da müthiş tuzlu :) değişikliğe ilk adımımı attım bile, kahvaltıda kahve içip tatlı çörekler tükettim bea daha ne olsun :)

Sabah 10 gibi ayrılıp çevrede biraz yürüyoruz mimarisi ile dikkatimizi çeken bir vaftiz kilisesine uğruyoruz, nehir kenarında güzel bir mabet. Yolculuk boyunca da gördüğümüz tüm kiliseler ve yol kenarlarına konulmuş minyatür mabetler bize ülkenin dinine duyduğu değeri ve saygıyı gösteriyor.

Kavala sahilleri sıcak ve pırıl pırıl bir denize sahip, pek çok plaj ücretsiz olup bakımlı. Kavala da denizden başka ilgimizi çeken şey üzüm bağları oluyor ve bir Türk olarak göz hakkı yasasını sokuyoruz devreye ve oldukça lezetliler eline sağlık Aysun :)) Skyida da verdiğimiz yemek molasını deniz ürünleri süslüyor, fiyatlar İstanbul baz alınınca gayet makul, balığı kalamarı ve grek salatası ile doyan midelerimiz bayramyeri haydi Engin düşelim yollara...

Sıra geldi Selaniğe, biraz İzmir tadı var gibi ama muntazam mimarisi ve şaşalı kiliseleri ile güzel bir şehir Selanik. Düzenli bakımlı ve Avrupai bir havası var kokusunda (aysunun demesiyle o mum kokusu kızımm :)) Ah birde gecelerine akıp sırtaki yapaydık iyiydi ama daha uzun bir yolumuz var deyip düşüyoruz yollara yollara...

Yolculuğumuzun kalan 2 gününü Makedonyada geçirdik orayı ayrıca anlatacağım, Yunanistandaki son durağımız Aleksandropoli... Bir sahil kenti daha... Denizi Kavalaya göre daha serin ve daha kalabalıktı. ama böyle güzel ve bakımlı bir plaja sadece 1 Euro ya girmek çok güzel, dilediğinde beach voley dilediğinde rahat şezlonglarda uyu dilediğinde denize gir... Deniz keyfimiz bittikten sonra, sahilde şirin bir balık restorantına geçip son günümüzü taçlandırıyoruz balıkla... Ne yapalım balık güzel salata güzel bira bile bir ayrı güzel, havasından mıdır nedir... Ayrıca sahilde ki caddenin belli bir saatten sonra trafiğe kapanıp bir anda bisiklet, paten ve yürüyüş alanı olması, insanların çocukları ile beraber sahile akın etmeleri de hoş bir görüntü yaratıyor, özeniyoruz doğrusu.

Yunanistan'ın her karesinde ülkemizden bir parça bulsakda ve ülkemizden hiç çıkmamışız gibi hissetsek de, şehrin alt yapısındaki düzen,meraklı gözler ve dilleri bize başka bir ülkede olduğumuzu haykırıyor adeta ve güzel bir ülkede...